“Kız Varsa Angarya Yoktur”

Bir çok blog takip ediyorum. Bunların çoğunluğunu oluşturan kısımlarından biride kadın hakları savunucuları, feministler gibi kadınlarla alakalı yazılan bloglar. Bunları takip etmemin nedeni kadınların çok karmaşık bir yapıda olması. Bu bloglarda yazı yazan (çoğunluğu kadın) yazarlardan kadınların düşünce sistemini öğrenebiliyorsunuz. Ayrıca kadınların bilinç altına yerleştirilmiş paradigmaları çözmeye çalışıyorlar. Bunlar doğru yada yanlış paradigmalar olabilir orası tartışılır ama inanmayan bir kadın için çoğunlukla yanlış paradigmalar olduğu söylenebilir. Bu yazıda bu konuyu anlatmayacağım ama bununla bağlantılı bir konuya değineceğim.

Öğrenci kolunun işleri için çeşitli mercilere gidip geliyoruz. Yanınızla bir kızla gitmenizle, erkekle gitmeniz arasında inanılmaz bir fark var ki sormayın gitsin. Eğer yanınızla bir kızla giderseniz sohbet farklı şekillenir ve bir kız arkadaşla gittiğim görüşmeler hep olumlu geçmiştir. Bir erkekle gittiğiniz zaman ise üslup biraz daha “samimileşir”. Özellikle bir de bir ağırlığınız yoksa bir de öğrenciyseniz konu “argo” konuşmalara bile geçer. Argolar cümlelerle istekleriniz geçiştirilir ve kapı gösterilir. Bu olay karşınızdaki kişinin kişiliğine ve yaşam tarzına değişiklik gösterse bile zıt cinslerin birbirlerinde oluşturduğu cinsel gerilim her zaman işe yarar. Bu bir kadına bir erkek görüşmecinin gitmesiyle aynı sonuç alındığına da şahit oldum. Bir zıt cinsle yapılan görüşmenin olumlu geçmesi veya üslubun düzgün olması karşıdaki tarafın üç faktörüne bağlıdır.

1) Cinsel Gerilim

Bazı insanların cinsel gerilimleri çok kolay artıyor. En az etkilenen bir insanın bile beynine sinyal gönderebilmek mümkün. Bu kesinlikle insanın karar mekanizmasını etkiliyor, hareketlerini etkiliyor.

 


İzlediğiniz Discovery araştırma videosunu The Science of Sex Appeal izlemediyseniz kesinlikle izleyin. Karşı cinsin beynine giden sinyaller konuşmacının hareketlerini etkileyecektir. Bir erkekse zamanını bulursa kendinden bahsederek kadına ihtişamını göstermeye çalışacak, kadınsa çeşitli etkenlerle istemeden de olsa karşı tarafa sinyaller gönderecektir. Karşınızda ki kişi verdiğiniz dosyayla ve konuşmanızla ilgileniyor olabilir ama muhtemelen aklı başka yerdedir ve onay verdiyse üzerinde çok az düşünmüştür. Bir görüşmeye etki eden en önemli faktördür.

2) Ahlak, Kültür, Din

Karşınızdaki kişinin karşı cins yanındayken bir anda üslubunun değişmesi sahip olduğu ahlak ve kültürle bağlantılı olabilir. Ne alaka kardeşim ben kadın değilim ama argo muhabbet etmeyi sevmiyorum ne olacak?

Özellikle bizim kültürümüzde kadının yanında argo konuşmalar yapmak hoş karşılanmaz. Kadın bulunduğu ortamı yumuşatır. Görüşme biraz daha seviyeli geçer. Eğer bir kişi size hayır cevabını verdiyse, bir kerede yanınızda bir kadınla gittiğinizde nazik bir şekilde hayır diyorsa bununla alakalı bir durum olabilir. Eğer gerçekten inançlı ve kişilik sahibi bir kişiyse argümanlarınız kuvvetli olmadıktan sonra Adriana Limayla bile gitseniz fikrini değiştiremeyeceğiniz kişidir.

3) Profesyonellik

Profesyonellik yukarıdaki maddelerle bağlantılıdır. Ahlaklı, inançlı ve kültürlü bir insan bu nedenle bence daha kolay profesyonelliğe adım atabilir. Batı anlamındaki profesyonellik için bu maddelere sahip olması değil sadece iş etiğine uygun olması uygundur. Çünkü din, batının profesyonellik olarak tanımladığı bazı noktaları yasaklar. Bu kişiler genelde artık yaşını başını almış profesyonel amcalarımızdır. Bu kişilerin genç türleri işini çok seven doğru argüman gelmeden onaylamayan kişidir. Bu tür insanlar işleriyle cinsel hayat yaşar desek yeridir.

House dizisinde Hugh Laurie‘nin canlandırdığı House, Jennifer Morrison canlandırdığı Cameron’ı işe almasının nedenini “sadece kadın olduğu için” olarak açıklaması buna bir örnek teşkil eder diye düşünüyorum. Cameron çok başarılı bir doktor olmasına karşın işe alınmasının nedeni başarılı bir doktor ve kadın olmasıdır. Bazıları bunu House’un ironisi olarak algılayabilir ama bence bu konuda ciddi. Kadınların duygusal zekası gelişmiştir ve doktorluk gibi bir meslekte iş etiği çok önemlidir. Nitekim bu konuda House profesyonel davransa bile Jesse Spencer‘ın canlandırdığı Chase takım arkadaşı Cameron’la cinsel birliktelik yaşamış ve dizide bile olsa benim birinci maddemi doğrulamıştır.

(Başlığın çift tırnakla yazılmasının nedeni cümlenin İbrahim Rıza Hallaç’a ait olmasıdır.)

Småland’i Anlamak

Bir kaç ay önce IKEA’nın kataloğunu incelemiştim.Dikkatimi en çok 19. Sayfa’da geçen “Burası Småland” yazısı çekmişti.Bunun hakkında yazı yazmalıyım demiştim.Sonradan iş,güç, okul derken yazmayı unuttum.Yazacağım deyipde yazmadığım bütün yazılar gibi.

Neyse konu dağılıyor(daha iki satır yazmama rağmen).Kataloğa burdan ulaşabilirsiniz.Şimdi yazıda dikkatimi çeken kısma bir bakalım.

“…

İşte burası da bizim evimiz.Verimsiz toprağı, cimri doğası ve çalışkan insanlarıyla tanınan İsveç’in güneyi.Bize inatçı diyen bile olur.Çünkü bu verimsiz toprağı verimli toprakla aynı şekilde işleyemezsiniz.Daha çok çalışmanız, aklınızı kullanmanız ve işleri farklı şekilde yapmanız gerekir.Bakarsanız bu da, “ısmarlama” ve “pahalı” olarak bilinen bir sanayii, yassı kutuda paketlenmiş ve evde monte edilecek mobilyalar haline getirmekten o kadarda farklı değil.Småland’in taşlı tarlalarındaki tek mağazalı bir şirketten yıllar içinde nerelere geldik.Ama hiç değişmedik.

Anlattıklarını düşününce bu insanlar bana biraz garip geldi.Yani memleketini kötüleyen “verimsiz topraklı, taşlı tarlalı” diyen.Bizim yetişme şeklimize göre memleketin kötü yanları varsa bile onu görmezden gelmek gerekir.Bizim ülkemizde herkesin memleketi cennettir.Kötü yanı yoktur.Öyledir ki bazen şaka gibi görünsede yanyana komşu olan şehirler arasında husumetler çıkmıştır bu yüzden.Bizde kendi memleketini eleştirmek nankörlük, başkasının memleketini yermek ise meziyettir.

Peki bu insanlar şimdi “nankör” mü oldular ? Memleketlerini kötüleyerek ona ihanet mi ettiler ? Tabi ki hayır.Bu insanlar yaşadıkları yerin onlar için nelere el verdiğine baktılar.İyi yanlarını, kötü yanlarını gördüler.Onun adına kötü söz gelmesin diye deve kuşu gibi kafalarını toprağın altına sokmadılar.”Burdaysak ve burası bizim yaşadığımız yer ise ondan nasıl faydalanabiliriz?” sorusunu sordular kendilerine.Ondan en iyi şekilde yararlanıp dünyanın en ünlü markalarından birini kurdular.Yaşadıkları yer için yaşamadılar, kendileri için yaşadırlar ve övündükleri şey kendileri oldu.Olaya insan odaklı yaklaştılar nankör olsalardı yapacakları ilk iş toprağı daha verimli olan güzel bir mekan bulmak olurdu.

Småland insanları gerçekleri görmelerine borçlular herşeyi.Eğer gerçekleri kabüllenmeyip kendi ütopik dünyalarında yaşasalardı (bizim gibi) bunların hiç biri olmayacaktı.Ülkemiz tabiki mükemmel tarihi ve kültürel zenginliklere sahip ama yaşadığımız vatan toprağı ve tarihimiz içinde biz ayrıntıları göremiyoruz(bunun nedenleri ayrıca başlık konusu).Bizim var olan bu sahiplenme duygumuz gözümüzü o kadar kör etti ki göremez olduk.

Geçmişinden kopuk bir millet yaşıyamaz dedik ve geçmişize bağlanmaktan başka bir iş yapmadık, övündüğümüz hep dedelerimiz oldu.Dedelerimiz bizim için mitolojik insanlar oldu ve onlar bizim için eleştirilemez oldular.Onlara koruma kanunları çıkardık.Onların yaptığı “iyi” şeyleri ve “kötü” şeyleri ayırt edemedik.Yapılan her “kötü”‘nün sonunda bir “ama”‘mız oldu, başkalarını inandırmaya çalışırken kendimiz inandık “ama”larımıza.Çocuklarımıza da böyle aktardık, aktarıyoruz.

Facebook’larda gücümüzü herkese gösterebilmek için profil fotoğraflarımızı değiştirdik.Başkalarına bir şeyler ispatlama kompleksine girdik.Artık bunu anlamak gerekiyor ki geçmişte yapılan, devam eden hatalarımızı görmeli ve ona göre hareket etmeliyiz.Onları kabullenmeliyiz ki bir asır sonra çocuklarımız iki asır önceki dedelerini konuştukları gibi bir asır önceki dedelerininde yaptığı şeylerden sözedebilsinler.

Bu yazıyı okuduktan sonrada kafanızda bir sürü “ama”‘nın oluştuğu ve bunları bilmediğimi sandığınız için bana aktarma isteğinin doğduğunu biliyorum yada burda yaşadığın için şükret dediğinizi ama bence geçmişimizde ve şuanda sahip olduğumuz ne varsa iyi veya kötü hepsini kabul edip sahiplenmek, kötülüklerin bir daha yaşanmaması için elimizden geleni yapmamız gerekir.Gerçek sahiplenme, vatanseverlik budur.Kötü yanlarını kapatıp düzeltmeden sadece iyi yanlarını görmek değil.Bizim için yazıdaki ironi ise sonundaki hiç değişmedik cümlesi.Artık olaylara ırk,din,kültür farkı gözetmeden bakıp gerçekleri görmek gerekiyor.Çünkü hayat sadece gerçeklerle devam ediyor.

Türkiye’de Sohbet Edemeyeceğin İnsan Kalmasın

Bugün maçları takip edip, bir tane de popüler Türk dizisi izlemeye karar verdim.Bir sonraki aşamada da herkesin içinde futbol yorumculuğu yapma, üçüncü köprünün yapılacağı yerdeki arazileri paylaştırma, siyasal görüşümü parti olarak belirtme, Sabancı Holding’in bu seneki ticari hatalarını eleştirme gibi aktiviteler mevcut.Bunları yaptığım zaman aile boyu sohbet edemeyeceğim adam kalmayacak.Dizi olarak Kurtlar Vadisi ağırlık kazansa da sizin görüşlerinize göre bir dizi izlemeyi (en azından özetlerini) düşünüyorum.Sizde bu taktikleri uygularsanız artık herkesle sohbet edebilecek elit seviyeye ulaşmış olacaksınız.Hayırlı sohbetler…

İyi, Kötü, Enteresan…

Muhammed Olgun’la başı sonu olmayan hödük gibi ortadan alınmış hikaye kuşağı…

-Şu bir tane Şemsettin var ya o nasıl biri?

*İyi

-Eee?

*Ne ee iyi biri işte.

-Bir de Hüsamettin var o nasıl biri ?

*Kötü

-Haydaa kötü ne kötü.

*Ne bilim olum adama kanım ısınmadı ya böle ne bilim…

-Ben nasıl biriyim o zaman?

*İyi

-O kadar mı?

*İyisin oğlum işte daha ne.

-Yok abi ben iyi değilim.İnsanların bana tek diyecekleri kelime “iyi”‘se iyi olmayayım kötü olsam da olur.Hadi eyvallah.

*?!

(5 dk sonra)

+Abi şu giden çocuk nasıl biri.

*İyi.

+He tamam.

*ama biraz enteresan.

(Görev tamamlandı)

Haksızlık Bence!

Evet bu yazıyı da arkadaşımın fotoğrafına yapmış olduğum yorum üzerinden yazacağım.Var mı itirazı olan :D (Blog yazmak dehşet eğlenceli lan).Neyse, arkadaşın fotoğrafına baktım bugün.Asansörde çekilmiş sıkış tıkış.Ee ordan fotoğraf meraklısı çıkar tabi bir tane.Böyle bütün arkadaşları bir arada nasıl bulucak ama dimi?Muhtemelen “Hadi fotoğraf çekilelim” der.Tabii bizim havalı arkadaşlarımız takmaz bu arkadaşı.Bu arkadaşta sıkış tıkış asansörde telefonu çıkarıp aynaya doğru bir poz çeker zaten o sırada varacakları kata varmışlardır.Belki nasıl çektim diye bile bakamadan yürümeye (veya artık ne yapıyorlarsa) devam edilir.Gün sonu bizim fotoğraf meraklısı olmayan arkadaşlar var ya hani asansörde “cool” takılanlar bir anda fotoğrafa merak sararlar ve telefondaki bütün fotoğrafları kütüklerine geçirirler.Üstüne üstük gel gör ki orada fotoğraf çekilmeyi akıl eden arkadaş zar zor fotoğraf çekmeye çalışmanın etkisiyle ağzı yüzü dağılmış olarak (göz şaşı, dil dışarda fln) çıkar.

“Bu nasıl hayat be!” dedirtiyor insana gerçekten.Suçlu yok ama mağdur var!Bu hayatın bazı yerlerinde de böyle.Bu küçük ve sevimli bir olay gibi görünüyor ama ben çileden çıkıyorum böyle durumlarda.Ciddiyim! Sinirlendim bak yine..(ve evet fotoğrafı benim arkadaşım çekmemiş)